Nazlı Eray kimdir ?
Nazlı Eray, modern Türk edebiyatının en özgün, üretken ve öncü yazar, romancı ve öykücülerinden biridir. Özellikle düş ile gerçeği, fantezi ile günlük yaşamı iç içe geçiren kendine has üslubuyla tanınır.
Doğum Yeri ve Eğitimi
Doğum Yeri: 28 Haziran 1945 tarihinde Ankara'da doğdu. Çocukluk ve gençlik yılları büyük oranda İstanbul'da geçti.
Eğitimi: İstanbul İngiliz Kız Ortaokulu ve Arnavutköy Amerikan Kız Koleji'nden mezun oldu. Ardından İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ne girdi ancak buradaki eğitimini 3. sınıfta yarıda bıraktı. Kısa bir süre Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'ne devam etse de burayı da tamamlamadı.
Ailesi ve ÇevresiAilesi: Anayasa Mahkemesi Üyesi ve Türkiye İş Bankası Dışişleri Müdürü Lütfullah Bütün'ün kızıdır. Dedesi ise eski milletvekillerinden Tahir Lütfi Tokay'dır.
Evlilikleri ve Çocukları:
İlk evliliğini Erses Eray ile yaptı ve bu evlilikten ikiz kızları dünyaya geldi. Eşinin vefatından sonra ünlü Türk kültür tarihçisi ve bilim insanı Prof. Dr. Metin And ile evlendi.
Çevresi: Genç yaşlardan itibaren entelektüel, bürokrat ve sanatçı çevrelerin içinde büyüdü. Edebiyatçılar Derneği'nin kurucuları arasında yer aldı; Türkiye Yazarlar Sendikası ve uluslararası PEN Kulüp üyesidir.
İş Hayatı ve Kariyeri
Gençlik yıllarında Turizm ve Tanıtma Bakanlığı'nda tercüman olarak çalıştı. İkiz kızlarının doğumundan ve geçirdiği ciddi bir rahatsızlıktan sonra memurluğu bırakıp tamamen yazarlığa yöneldi.
1977 yılında ABD'deki Iowa Üniversitesi'nde konuk öğretim üyesi olarak "Yaratıcı Edebiyat" dersleri verdi ve üniversitenin onursal üyesi oldu.
Güneş, Cumhuriyet, Akşam gibi gazetelerde uzun yıllar köşe yazarlığı yaptı.1990'lı yıllarda aktif siyasete de adım atarak CHP bünyesinde yerel meclis üyeliği görevlerinde bulundu.
Önemli Eserleri
Henüz 16 yaşındayken kaleme aldığı ve Varlık dergisinde yayımlanan "Mösyö Hristo" öyküsüyle edebiyat dünyasına adım attı. 70'ten fazla eseri bulunan yazarın öne çıkan kitapları şunlardır :
Öykü Kitapları: Ah Bayım Ah (İlk kitabı - 1975), Geceyi Tanıdım, Kız Öpme Kuyruğu, Yoldan Geçen Öyküler (1988 Haldun Taner Öykü Ödülü).
Romanları: Pasifik Günleri, Orphée, Deniz Kenarında Pazartesi, Arzu Sapağında İnecek Var, Aşkı Giyinen Adam (2002 Yunus Nadi Roman Ödülü), İmparator Çay Bahçesi, Sis Kelebekleri, Frej Apartmanı'nın Esrarı.
Anı Kitapları: Tozlu Altın Kafes, Bir Rüya Gibi Hatırlıyorum Seni.
Türk Edebiyatındaki Yeri ve Önemi
Nazlı Eray, Türk edebiyatında "Büyülü Gerçekçilik" (Magical Realism) akımının en önemli ve ilk temsilcilerinden biri kabul edilir.
Düş ile Gerçeğin Sentezi: Eserlerinde klasik anlatım kalıplarını yıkarak günlük yaşamın monotonluğunu, sıradan insanları, kahvehaneleri veya sokakları fantastik ve gerçeküstü unsurlarla harmanlar. Karakterleri rüyalar arası seyahat edebilir, eşyalar canlanabilir veya geçmişteki tarihi figürlerle (Ahmet Hamdi Tanpınar gibi) spiritüel bağlar kurulabilir.
Yalın ve İronik Dil: En karmaşık fantezileri bile son derece yalın, akıcı, sıcak ve mizahi (ironik) bir dille anlatması onu geniş kitlelerce okunan bir yazar yapmıştır.
Evrensellik: Eserleri İngilizce, Fransızca, Almanca, İtalyanca ve Japonca başta olmak üzere pek çok dünya diline çevrilmiş, uluslararası antolojilerde yer bulmuştur. Türk edebiyatına getirdiği sıra dışı hayal gücü ve özgür kurgu anlayışıyla modern edebiyatın köşe taşlarından biridir.
Nazlı Eray, Türk edebiyatında harcı realiteyle karılmış, ancak pencereleri sonsuz bir hayal gücüne açılan rengârenk bir konak inşa etmiştir. Onun edebiyatı, sınırları keskin çizgilerle ayrılmış iki dünyayı—grinin ve monotonluğun hüküm sürdüğü günlük gerçekliği ile rüyaların, tılsımların ve imkânsızın hayat bulduğu fantastik kurguyu—eşi benzeri görülmemiş bir doğallıkla akraba kılar.
Gabriel García Márquez’in Latin Amerika topraklarında yeşerttiği, bizim coğrafyamızda ise Nazlı Eray’ın Ankara sokaklarına, köhne kahvehanelere ve eski İstanbul apartmanlarına taşıdığı büyülü gerçekçilik, onun kaleminde yapay bir teknik olmaktan çıkıp bir yaşam algısına dönüşür.
Eray’ın dünyasında zaman çizgisel değildir; geçmişin hayaletleri, Ahmet Hamdi Tanpınar gibi edebiyat çınarları veya çocukluk anıları bugünün çay bahçelerinde aniden masanıza oturabilir. Eşyalar ruh kazanır, aynalar başka boyutlara geçiş kapısı olur, rüyalar ise uyanıkken yaşanan hayat kadar somut birer mekân hâline gelir.Onun fantastik kurgusunun en büyüleyici yanı, tüm bu doğaüstü olayları büyük bir soğukkanlılıkla, adeta sabah bakkaldan ekmek almak kadar sıradan bir dille anlatmasıdır.
Okuyucu, onun dünyasına adım attığı anda mantığın katı kurallarını kapıda bırakır; çünkü Eray, hayatın acılarını, yalnızlıklarını ve varoluşsal sancılarını ancak hayal gücünün o şifalı, esrarengiz şalıyla örterek katlanılır kılabileceğimizi bilir.
Nazlı Eray, Türk edebiyatının kuralları yıkan, sınırları genişleten ve gerçeğin tek boyutlu hapishanesinden bizi hayallerin özgürlüğüne kaçıran en özgün "büyücüsü"dür. Bize rüya görmeyi, sıradanlığın içindeki gizemi keşfetmeyi ve hayatın katılığına karşı fantezinin hafifliğiyle direnmeyi öğretmiştir. Edebiyatımızda açtığı o gizemli ve büyülü patika, arkasından gelen tüm fantastik arayışlar için sonsuza dek parıldayan bir fener olarak kalacaktır.