Kedili şairler ve yazarlar
Türk edebiyatında kediler, yalnızca birer ev arkadaşı değil, şair ve yazarların iç dünyalarını, yalnızlıklarını ve estetik anlayışlarını yansıtan derin birer imgedir. Edebiyat tarihimizde kedileriyle özdeşleşmiş, onlara eserlerinin başrolünü vermiş pek çok isim bulunmaktadır.
Bilge Karasu: Türk edebiyatının "kedici" denince akla gelen ilk ismidir. Göçmüş Kediler Bahçesi adlı öykü kitabı ve denemelerini topladığı Ne Kitapsız Ne Kedisiz eseriyle kedileri felsefi bir düzleme taşımıştır.
Tomris Uyar: Kedilerin bağımsız ruhuna duyduğu saygıyla tanınır. Günlüklerinde kedileriyle yaptığı "anlaşmalardan" bahsetmiş, eşi Turgut Uyar ile birlikte çok sevdikleri kedileri Gülüver öldüğünde gazeteye ilan vermişlerdir. Kedibalı adlı öyküsü bu sevginin edebi yansımalarından biridir. Tomris ve Turgut Uyar çiftinin en sevdiği kedileri Gülüver 1988 yılında öldüğünde, çift Cumhuriyet gazetesine bir vefat ilanı vermiştir. Bu ilan, bir aile ferdini kaybetmenin yarattığı saygının ve sevginin en somut örneği olarak edebiyat tarihine geçmiştir. Tomris Uyar, yazarken kedilerin ona ilham verdiğini ve "ilham kedilerinin" her an gelebileceğini ifade ederdi. Kedibalı öyküsü, kedilerin gizemli ve sessiz varlıklarını onun öykücü titizliğiyle harmanladığı eserlerden biridir.
Hüseyin Rahmi Gürpınar : Kedilerine olan düşkünlüğüyle bilinir öyle ki Heybeliada'daki köşkünü adeta bir kedi yuvasına çevirmiştir. Hüseyin Rahmi'nin yazın dünyasına giren en meşhur kedisi, 12 yaşında ölen Ankara melezi Nazlı'dır. Nazlı’nın ölümü üzerine yazdığı "Kedim Nasıl Öldü?" hikâyesi, bir hayvanın kaybının yarattığı derin boşluğu anlatan en içten metinlerden biridir. Nazlı, yazarın çalışma koltuğunda ayaklarının üzerine yatarak onu ısıtan en yakın dostuydu. Gürpınar, ölüm döşeğindeki son anlarında bile yanındakilere "Kedilerimi iyi doyurunuz!" diye vasiyet ederek bu dostluğa son nefesinde de sahip çıkmıştır. Nazlı'dan sonra kalan Sarı, yazarın cenazesi evden çıkarılana kadar dışarı adımını atmayan sadık bir eşlikçi olarak bilinir.
Tevfik Fikret: Kedisi Zerrişte'ye yazdığı şiirle kedi-kadın benzerliğini edebiyata taşımış, bu canlıları estetik bir sembol haline getirmiştir. Tevfik Fikret'in kedisi Zerrişte, ismini Farsça "sırma" veya "altın tel" kelimesinden alır. Zerrişte, şairin hem çocukluk hatıralarının bir parçası hem de kadın-kedi benzerliği üzerinden kurduğu estetik anlayışın sembolüdür. Fikret, aynı adı taşıyan ünlü şiirinde Zerrişte’yi kendi iç dünyasını ve gizli kederlerini (mahfî keder) anlayan bir dost olarak betimler.
Behçet Necatigil: "Evler Şairi" olarak bilinen Necatigil, kedileri evlerin ayrılmaz bir parçası ve yalnızlığın ortağı olarak betimlemiştir. Ünlü "Kediler" şiirinde onları "evlerde hapis" canlılar olarak nitelendirir.
Edip Cansever: Kedileri edebi dünyasının ayrılmaz bir parçası olarak görür. Ünlü Pesüs şiirinde, "Yaşamımda her zaman bir kedi bulunur, onu ben bir imza gibi yazılarıma koyarım" diyerek kedinin onun sanatı için ne kadar merkezi bir imge olduğunu açıkça belirtir. Onun şiirlerinde kedi, bazen yalnızlığı somutlaştıran bir varlık, bazen de odadaki sessizliği başlatan veya bitiren bir zaman ölçerdir. "Pesüs" (Farsça kandil) şiirinde kedi, salona girdiğinde bir seansın başlama saatini belirleyen büyülü bir figür gibi karşımıza çıkar.
Ece Ayhan: Türk şiirinin en özgün isimlerinden biri olan Ayhan, Bakışsız Bir Kedi Kara adlı eseriyle kedi imgesini gerçeküstü ve siyasi bir boyuta taşımıştır. Buradaki "kara kedi", toplumun kıyısında kalanları, ötekileri ve sistemin dışında duran "bakışsız" ruhları temsil eder. Ece Ayhan, kediyi uysal bir canlı olarak değil, sokağın, karmaşanın ve direnişin bir parçası olarak kurgular.
Haydar Ergülen: "Üzgün Kediler Gazeli" adlı eseriyle kedilere lirik ve hüzünlü bir pencereden bakmıştır. Ergülen'in şiirinde kediler son derece naif, ürkek ve konuşkandır. Şair, sevgilisinin gözlerini "yağmurdan yeni ayrılmış çocuk gibi" betimlerken, kedilerin o hüzünlü ve bilge doğasından ilham alır.
Enis Batur: Kediler Krallara Bakabilir adlı kitabıyla kedilerin tarihsel ve kültürel derinliğini deneme türünde ele almıştır. Batur, kedi sevmeyi Bilge Karasu’nun öğretisiyle tanımlar: Kediyi sevmek, onun size karşı olan "umursamaz bağımsızlığını" baştan kabul etmektir. İnsanların kediyi "bencil" veya "nankör" olarak nitelemesini, aslında insanın "mülkiyet" ve "sahip olma" hırsına bağlar. Onun dünyasında kedi sevmek, bir nevi entelektüel bir duruştur. Hatta bir şiirinde uyuşukluğundan yakındığı tekir kedisine, Bilge Karasu okumamış veya Mısır'a gitmemiş olmasından dolayı sitemkar bir mizahla seslenir. Enis Batur, bir alıntısında, "Kitaplara kötü davrananların, kedilere tekme atabilecek tıynetteki insanlar arasından çıkacağına" inandığını belirtir. Enis Batur, günümüzde de bu "kedi odaklı" duruşunu, genel yayın yönetmenliğini yaptığı Kırmızı Kedi Yayınevi ile sembolik olarak sürdürmektedir.
.