Ayşe Kulin kimdir ?
Ayşe Kulin, çağdaş Türk edebiyatının en çok okunan, biyografik romanları ve tarihi dönem anlatılarıyla tanınan en üretken yazarlarından biridir. Hem belgesel niteliğindeki titiz araştırmaları hem de yüksek tempolu, akıcı anlatımıyla geniş kitlelere ulaşmayı başarmıştır
Edebiyatta Bir Köprü: Ayşe Kulin ve Anlatı Dünyası
Türk edebiyatının son otuz yılına damgasını vuran Ayşe Kulin, toplumsal hafıza ile bireysel kaderleri harmanlayan usta bir hikaye anlatıcısıdır. 1941 yılında İstanbul’da doğan yazar, Arnavutköy Amerikan Kız Koleji’nden mezun olmuş, edebiyat hayatına adım atmadan önce uzun yıllar editörlük, muhabirlik ve sinema-televizyon yapımlarında sanat yönetmenliği ile senaristlik yapmıştır. Bu çok yönlü arka plan, onun ilerleyen yıllarda kuracağı görsel ve dinamik edebi dilin de temelini oluşturmuştur.
Sanata İlgi ve Edebi Çevreyle Tanışma
Ayşe Kulin’in edebiyata ve sanata olan ilgisi, köklü ve entelektüel aile ortamında filizlenmiştir. Çocukluğundan itibaren evde edebiyat, tarih ve sanat konuşulan bir atmosferde büyümüştür. Kolej yıllarında bu ilgisi derinleşmiş, dünya edebiyatını yakından tanıma fırsatı bulmuştur. Ancak profesyonel anlamda edebi çevrelerle tanışması ve kendini kabul ettirmesi sinema ve televizyon sektörü sayesinde olmuştur. Sektördeki metin yazarlığı ve sahne arkası deneyimleri, dönemin yazar ve sanatçılarıyla kalıcı bağlar kurmasını sağlamıştır. İlk öykü kitabı Güneşe Dönme Yüzünü (1984) ile edebiyat dünyasına resmi olarak adım atmış, ardından gelen biyografik çalışmalarıyla da yerini sağlamlaştırmıştır.
Eserlerinin Türü ve Üslubu
Ayşe Kulin’in eserleri ağırlıklı olarak biyografik roman, tarihi roman, otobiyografi ve öykü türlerine girer.
Yazarın üslubunun en belirgin özellikleri şunlardır:
Görsel ve Sinematik Dil: Sinema geçmişinin etkisiyle sahneleri okurun gözünde canlandıracak şekilde kurgular.
Yüksek Tempo ve Akıcılık: Ağdalı dilden uzak, duru, yalın ve sürükleyici bir Türkçe kullanır.
Titiz Araştırmacılık: Tarihi ve biyografik dönemleri anlatırken kütüphane ve arşiv çalışmalarına büyük önem verir, belgesel gerçekçilik sunar.
Empati ve İnsan Odaklılık: Büyük tarihi olayları veya siyasi dönemleri anlatırken, odağına her zaman insan hikayelerini, aşkları, acıları ve bireysel dramları koyar.
Türk Edebiyatındaki Yeri
Ayşe Kulin, Türk edebiyatında "popüler edebiyat" ile "nitelikli edebiyat" arasında bir köprü görevi görür. Geniş kitleler tarafından okunmasına rağmen edebi derinlikten ve tarihi doğruluktan ödün vermez. Özellikle Türkiye’nin yakın tarihine, unutulmaya yüz tutmuş tarihi figürlerine ve toplumsal dönüşüm sancılarına ayna tutarak kolektif hafızayı canlı tutan en önemli yazarlardan biri olarak kabul edilir.
Önemli Eserleri
Yazarın edebiyat yolculuğunda kilometre taşı sayılan ve en çok ses getiren önemli eserleri şunlardır:
Adı: Aylin (1997): Sıra dışı bir yaşam süren Aylin Devrimel’in hayatını anlattığı, yazarı geniş kitlelere tanıtan en ünlü biyografik romanıdır.
Füreya (2000): Türkiye’nin ilk kadın seramik sanatçısı Füreya Koral’ın hayatını ve bir dönemin entelektüel çevresini ele alır.
Köprü (2001): Erzincan Valisi Recep Yazıcıoğlu’nun idealizmini ve bölge halkının mücadelesini konu alan belgesel romandır.
Nefes Nefese (2002): İkinci Dünya Savaşı döneminde, Türk diplomatlarının Avrupa’daki Yahudileri kurtarmak için verdiği mücadeleyi anlatan tarihi romandır.
Veda (2006) & Umut (2008): Osmanlı’nın son günlerinden Cumhuriyet’in kuruluşuna uzanan dönemi kendi aile tarihi üzerinden anlattığı nehir roman serisidir.
Sevdalinka (1999): Bosna Savaşı’nı ve yaşanan insanlık dramını konu alır.
Bugünün Okuru Neden Ayşe Kulin Okumalıdır? Günümüz okurunun Ayşe Kulin okuması için pek çok geçerli neden vardır:
Yakın Tarihi Anlamak: Resmi tarih kitaplarının soğuk anlatımı yerine; Osmanlı'nın çöküşünü, Cumhuriyet'in sancılı yıllarını, darbeleri ve toplumsal kırılmaları insan hikayeleri üzerinden empati kurarak öğrenmeyi sağlar.
Güçlü Kadın Karakterler: Kulin’in romanlarındaki kadınlar (Aylin, Füreya, Sabahat vb.) edilgen değil; kendi ayakları üzerinde duran, mücadeleci, sanata ve topluma yön veren ilham verici karakterlerdir.
Hafıza Tazeleme: Unuttuğumuz toplumsal acıları (Bosna dramı, göçler, ayrımcılıklar) hatırlatarak okura insani bir sağduyu kazandırır.
Okuma Alışkanlığı Kazanmak: Edebiyattan uzaklaşmış ya da ağır dilden sıkılmış okurlar için, Türkçenin duru ve sürükleyici gücüyle okuma tutkusunu yeniden canlandırır
Ayşe Kulin: Tarih ve Dönem Odaklı Özel Okuma Sırası
1. Adım: Osmanlı’nın Son Günleri (İmparatorluğun Çöküşü)Kitap:
Veda (Esir Şehirde Bir Konak)
Dönem/Konu: Birinci Dünya Savaşı’nın sonu ve İstanbul’un işgal yılları. Osmanlı’nın son Maliye Nazırı Ahmet Reşat Bey’in konağında yaşananlar üzerinden köhneleşen bir imparatorluğun çöküşü ve Millî Mücadele’nin gizli ayak sesleri anlatılır. Tarihi kırılmayı insani bir dramla hissetmek için harika bir başlangıçtır.
2. Adım: Cumhuriyet'in Kuruluşu ve Yeni Rejim (Kurtuluş ve İnşa)
Kitap: Umut (Hayat Akan Bir Sudur)
Dönem/Konu: Veda romanının doğrudan devamıdır. Savaş bitmiş, Cumhuriyet kurulmuştur. İstanbul’un köklü elitleri ile Anadolu’da filizlenen yeni Cumhuriyet burjuvazisinin karşılaşmasını, yeni rejimin getirdiği sancıları ve heyecanları yazarın kendi aile tarihi üzerinden okursunuz.
3. Adım: İkinci Dünya Savaşı Dönemi (Avrupa’da Varoluş Mücadelesi)
Kitap: Nefes Nefese
Dönem/Konu: 1940'lar, İkinci Dünya Savaşı yılları. Bir yanda Nazi işgali altındaki Fransa'da kapana kısılan Yahudiler, diğer yanda onları canları pahasına kurtarmaya çalışan Türk diplomatları. Hem uluslararası siyaseti hem de imkansız bir aşkı konu alan, temposu en yüksek Ayşe Kulin romanıdır.
4. Adım: Cumhuriyet'in Modernleşme ve Sanat Devrimi (Küllerinden Doğan Kadınlar)
Kitap: Füreya
Dönem/Konu: Cumhuriyet'in ilk nesil aydınlarını ve sanat devrimini anlamak için bu biyografik roman mükemmel bir duraktır. Şakir Paşa ailesinin sıra dışı kızı, Türkiye'nin ilk kadın seramik sanatçısı Füreya Koral'ın hayatı eşliğinde, Atatürk Türkiye’sinin sanata ve kadına bakışını derinden hissedersiniz.
5. Adım: Yakın Dönem Türkiye ve Modernizm Sancıları
Kitap: Adı: Aylin
Dönem/Konu: Listeyi yazarın en ünlü eseriyle taçlandırıyoruz. Cumhuriyet kökenli bir ailenin kızı olan Aylin Devrimel'in, tıp eğitiminden Amerikan ordusundaki albaylık rütbesine, New York sosyetesinden trajik ölümüne uzanan hayatı. Geleneksel köklerden dünya vatandaşı olmaya evrilen modern Türkiye insanının bir portresidir.
Neden bu sıra?
Bu sırayı takip ettiğinizde sadece bağımsız hikayeler okumuş olmazsınız; 1910'ların işgal İstanbul'undan başlayıp, 1930'ların modernleşen Ankara'sına, 1940'ların savaş yorgunu Avrupa'sına ve nihayetinde 20. yüzyılın sonundaki modern dünyaya uzanan kesintisiz bir tarih panoramasına şahitlik edersiniz.
Son söz :
Türk Edebiyatında Bir Bellek
Ayşe Kulin, Türk edebiyatında yalnızca çok satan bir yazar değil, aynı zamanda toplumun kolektif hafızasını taze tutan, tarih ile bugünün okuru arasında sarsılmaz bir empati köprüsü kuran bir edebiyat mimarıdır. Onun edebiyat dünyamıza sunduğu en büyük katkı, resmi tarihin soğuk ve mesafeli sayfalarını insan sıcaklığıyla, aşklarla, göçlerle ve bireysel trajedilerle canlandırmış olmasıdır.
Kulin; Osmanlı’nın çöküşünden Cumhuriyet’in kuruluşuna, İkinci Dünya Savaşı’nın diplomatik kulislerinden Bosna’da yaşanan insanlık dramına kadar çok geniş bir tarihi yelpazeyi, belgesel titizliğiyle fakat bir o kadar da sürükleyici bir kurguyla aktarmayı başarmıştır. Ağdalı ve elitist bir dilden kaçınarak yakaladığı duru, sinematik ve akıcı üslubu, Türk toplumuna kitap okumayı yeniden sevdirmiş ve popüler roman ile nitelikli edebiyat arasındaki keskin sınırları ortadan kaldırmıştır.
Özellikle kaleme aldığı biyografik romanlarla, Füreya Koral veya Aylin Devrimel gibi tarihin satır aralarında kalmış güçlü, mücadeleci ve öncü Türk kadınlarının portrelerini ölümsüzleştirmiştir. Bu yönüyle modern Türk edebiyatında kadın kimliğinin ve kadın mücadelesinin görünürlüğüne de eşsiz bir katkı sunmuştur.
Bugün ve gelecekte Ayşe Kulin okumak; sadece geçmişi öğrenmek değil, insanı, vicdanı, aidiyeti ve bizi biz yapan ortak değerleri dönemin tüm fırtınalarına rağmen ayakta tutabilme sanatını anlamaktır. Türk edebiyatına kazandırdığı belgesel roman derinliği ve kazandığı milyonlarca sadık okurla Ayşe Kulin, çağdaş edebiyatımızın en güçlü çınarlarından biri olarak kalmaya devam edecektir.
Nefes Nefese
Ayşe Kulin’in Nefes Nefese adlı romanı, İkinci Dünya Savaşı döneminde Türk diplomatlarının Yahudileri Nazi zulmünden kurtarma çabalarını ve bu fon fonunda şekillenen imkansız bir aşkı anlatan, 2002 yılında basılmış tarihi bir romandır.
Romanın Künyesi ve Özeti
Basım Tarihi: İlk baskısı 2002 yılında Remzi Kitabevi tarafından yapılmıştır.
Ne Anlatmaktadır? Roman, İkinci Dünya Savaşı’nın en karanlık döneminde, Nazi işgali altındaki Fransa'da mahsur kalan Yahudi kökenli Türk vatandaşlarını kurtarmak için hayatlarını riske atan Türk diplomatlarının gerçek mücadelesini konu alır. Hikaye iki koldan ilerler: Bir tarafta dönemin güçlü devlet adamı Fazıl Reşat Bey'in kızı Selva ile Yahudi bir genç olan Rafael'in ailelerinin karşı çıkmasına rağmen evlenip Fransa'ya kaçışları; diğer tarafta ise Paris ve Marsilya’daki Türk diplomatlarının Yahudileri toplama kamplarından kurtarmak için düzenlediği gizli tren yolculuğu anlatılır.
Romanın Başlıca Karakterleri
Selva: Eski bir Osmanlı vezirinin kızıdır. Ailesinin ve toplumun tüm baskılarına meydan okuyarak Yahudi Rafael ile evlenir. Cesur, gururlu ve aşkının arkasında duran güçlü bir kadındır.
Rafael Alfandari: Selva'nın eşidir. Yahudi bir tıp öğrencisidir. Kendi ailesi de Müslüman bir kızla evlendiği için onu reddetmiştir. Fransa'da savaşın ortasında kimliksiz ve savunmasız kalır.
Fazıl Reşat Bey: Selva'nın babasıdır. Ankara hükümetinde sözü geçen, geleneklerine ve itibarına son derece bağlı, sert mizaçlı bir devlet adamıdır. Kızının evliliğini asla hazmedemez.
Sabiha: Selva'nın ablasıdır. Ankara'da diplomat Macit ile evlidir. Selva'ya olan özlemi ile babasının otoritesi arasında sıkışıp kalır. Romanda Ankara’daki siyasi atmosferi yansıtan önemli bir figürdür.
Macit: Sabiha'nın kocası, Dışişleri Bakanlığı'nda görevli üst düzey bir diplomattır. Türkiye'nin savaşa girmeme politikasını ve diplomatik dengeleri temsil eder.
Tarık Nusret ve Necdet: Fransa’daki Türk konsolosluklarında görevli, vizyoner ve korkusuz Türk diplomatlarıdır. Canları pahasına Yahudilere Türk pasaportu sağlayarak onları ölüm trenlerinden kurtarırlar (Bu karakterler gerçek tarihteki Necdet Kent ve Behiç Erkin gibi diplomatlardan ilham alınarak yaratılmıştır).
Türk Edebiyatındaki Yeri
Popüler Tarihsel Romanın Öncüsü: Ayşe Kulin, belgesel roman türündeki başarısını bu kitapla taçlandırmıştır. Ağır tarihi gerçekleri, geniş kitlelerin keyifle okuyabileceği sürükleyici bir dille sunmuştur.
Biyografik ve Belgesel Nitelik: Roman, Türk diplomatlarının İkinci Dünya Savaşı'ndaki pasif direnişini ve insani çabalarını uluslararası arenaya taşıyan en önemli modern kurgulardan biridir.
Çok Kültürlülük ve Hoşgörü Teması: Türk edebiyatında Doğu-Batı çatışmasının ötesine geçerek, Müslüman-Yahudi ilişkilerini, ön yargıları ve insanlık paydasını savaş fonunda işleyen nadir yapıtlardandır.
Gerçek Bir Olayın Estetize Edilmesi Neden Önemlidir?
Gerçek olayların (tarihi belgelerin, savaşların, dramların) ham haliyle kalmayıp sanat ve edebiyat yoluyla estetize edilmesi (sanatsal bir forma sokulması) şu nedenlerle hayati önem taşır:
Empati ve Kalıcılık: Tarih kitapları rakamları, tarihleri ve antlaşmaları yazar; edebiyat ise o dönemi yaşayan insanların korkularını, aşklarını ve kalp atışlarını aktarır. Okuyucu, kuru bir tarihi bilgiyi unutsa bile, Selva ve Rafael’in korkusunu hissederek o dönemi zihnine kazır.
Hümanizmi Ön Plana Çıkarma: Estetize etme süreci, politik olayların arkasındaki "insan" unsurunu görünür kılar. Savaşın yıkıcılığı, estetik bir dille anlatıldığında evrensel bir barış mesajına dönüşür.
Hafıza Tazeleme: Toplumların unutmaya meyilli olduğu kahramanlıkları veya trajedileri, estetik bir kurgu içinde sunarak kolektif hafızayı canlı tutar.
Nefes Nefese Özelinde Edebiyat - Tarih İlişkisi
Nefes Nefese, edebiyat ile tarih ilişkisinin "birbirini tamamlayan iki disiplin" olduğunu gösteren kusursuz bir örnektir:
Tarihin Kurguyu Beslemesi: Ayşe Kulin, Türkiye’nin İkinci Dünya Savaşı’ndaki "aktif tarafsızlık" politikasını, denge diplomasisini ve Dışişleri arşivlerine geçen gizli tren operasyonlarını romanın ana omurgası yapmıştır. Tarih olmasaydı, bu romanın inandırıcılığı ve dramatik dozu bu kadar yüksek olamazdı.
Edebiyatın Tarihi Yeniden İnşa Etmesi: Tarih, resmi belgelerden ibarettir. Kulin ise belgelere ruh üflemiştir. Diplomatların pasaport basarken yaşadığı heyecanı, Gestapo subaylarıyla yapılan gerilimli pazarlıkları kurgulayarak tarihin boşluklarını edebi güçle doldurmuştur.
Eleştirel Bakış Açıları: Roman, tarihi sadece yüceltmez; aynı zamanda dönemin Türkiye’sindeki katı bürokrasiyi, toplumsal ön yargıları ve Yahudi karşıtı gizli refleksleri de Selva ve Rafael'in aşkı üzerinden eleştirir. Bu da edebi eserin, tarihe tek taraflı değil, çok boyutlu bakmasını sağlar.
Tarihe yön veren ve romandaki tren yolculuğunun arkasındaki gerçek kahramanlar olan bu diplomatların tarihi hikayeleri şu şekildedir:
Behiç Erkin (Dönemin Paris Büyükelçisi)
Romandaki diplomatik stratejilerin ve otoritenin arkasındaki en büyük gerçek figür, Çanakkale Savaşı'nda lojistik dehasıyla tanınan ve İkinci Dünya Savaşı sırasında Paris Büyükelçisi olan Behiç Erkin'dir.
Burası Türk Müessesesidir" Direnişi: Naziler, Fransa'yı işgal ettikten sonra Yahudilere ait dükkanlara "Yahudi Müessesesi" tabelası asma zorunluluğu getirdi. Behiç Erkin bu emre karşı çıkarak, Türk vatandaşı olan Yahudilerin işletmelerine "Burası bir Türk müessesesidir, kanunlarımıza göre din ayrımı yapılamaz" yazılı tabelalar astırdı ve üzerlerine Türk bayrağı koydurdu.
Vatandaşlık Kanunu Esnekliği: Ankara'dan gelen kısıtlamalara rağmen, Fransa'da yaşayan ve hatta pasaport süreleri çoktan dolmuş yüzlerce Yahudi'ye geriye dönük Türk vatandaşlığı ve pasaportu verdi.
Büyükelçinin Trenleri: Nazileri diplomatik dille oyalayarak, tarihe "Büyükelçinin Trenleri" olarak geçen ve üzerlerine ay-yıldızlı Türk bayrağı asılan vagonlarla yaklaşık 20.000 Yahudi'nin toplama kamplarına gitmesini engelleyip Türkiye üzerinden kurtulmalarını sağladı.
Necdet Kent (Dönemin Marsilya Muavin Konsolosu)
Romandaki gerilimli istasyon ve vagon sahnelerine doğrudan ilham veren isim, Coca-Cola'nın eski CEO'su Muhtar Kent'in de babası olan genç diplomat Necdet Kent'tir.
Ölüm Vagonuna Biniş: 1943 yılında, Marsilya'da yaşayan 80 kadar Türk Yahudisinin Naziler tarafından toplama kamplarına götürülmek üzere hayvan vagonlarına doldurulduğu haberini alır. Konsolosluk görevlisi Bedii Arbel ile derhal istasyona koşar. Nazi subayına bu insanların Türk vatandaşı olduğunu ve indirilmeleri gerektiğini söyler.
İndirmiyorsanız Biz de Geliyoruz : Nazi subayı talebi reddedince Necdet Kent, "Eğer vatandaşlarımı indirmiyorsanız, ben de onlarla geliyorum" diyerek Nazi toplama kampına doğru hareket edecek olan ölüm treninin vagonuna biner.
Diplomatik Krizle Gelen Kurtuluş: Bir Türk diplomatının toplama kampı treninde olması çok büyük bir uluslararası skandala yol açacağı için tren birkaç durak sonra (Nimes veya Arles civarında) durdurulur. Alman yetkililer Kent'i indirmek ister ancak o, vatandaşları olmadan inmeyi reddeder. Sonuçta Almanlar geri adım atar ve vagondaki 80'den fazla insan Kent ile birlikte kurtulur.
Namık Kemal Yolga (Dönemin Paris Muavin Konsolosu)
Savaş döneminde Paris Başkonsolosluğu'nda genç bir muavin konsolos olan Namık Kemal Yolga, romanın sahte kimlik ve bürokrasi ağını ören operasyonel dehasına ilham vermiştir.
Naziler Paris'teki Yahudileri yakalayıp Drancy Toplama Kampı'na sevk ederken, Yolga gece gündüz çalışarak bu kamptaki Türk Yahudilerini tek tek tespit etti.
Alman makamlarına her gün protesto notaları çekerek, "Bu kişilerin mülklerine ve özgürlüklerine dokunamazsınız, onlar Türk vatandaşıdır" diyerek yüzlerce insanı kamplardan kendi arabasıyla teslim alıp kurtardı.
Tarihsel Gerçeklik ve "Türk Schindlerleri" Tartışması
Edebiyat ve tarih ilişkisi bağlamında, romandaki bu anlatıların tarihsel boyutu akademik dünyada önemli tartışmaları da beraberinde getirmiştir:
Resmi Takdir: Necdet Kent, Behiç Erkin ve Namık Kemal Yolga, savaştan yıllar sonra gösterdikleri bu insani çabalardan ötürü Türk Dışişleri Bakanlığı tarafından Üstün Hizmet Madalyası ile ödüllendirilmişlerdir.
Akademik Eleştiriler: Tarihçi Rıfat Bali gibi bazı araştırmacılar, İkinci Dünya Savaşı döneminde Türk diplomatlarının bireysel kahramanlıklarının (özellikle kurtarılan insan sayılarının) sonraki yıllarda uluslararası arenada siyasi bir "mitos" veya imaj çalışması olarak abartıldığını öne sürmüşlerdir. Rodos Konsolosu Selahattin Ülkümen dışındaki bazı isimlerin (İsrail tarafından resmi olarak "Uluslararası Dürüst" unvanı alan tek Türk diplomat odur) hikayelerinin belgesel kanıtlarının zayıf olduğunu savunurlar.
Sonuç olarak; Ayşe Kulin, arşivlerdeki bu tarihi tartışmaları, anıları ve yaşanmışlıkları bir araya getirerek belgesel roman dilinde harmanlamıştır. Romandaki diplomatlar, canını dişine takarak bir insanı dahi kurtarmak için Nazi subaylarının karşısına dikilen o dönemin tüm Türk hariciye mensuplarının ortak bir sembolüdür.
"SON SÖZ: Tarihin Soğuk Sayfalarına Üflenen İnsani Ruh
Ayşe Kulin, Nefes Nefese ile sadece İkinci Dünya Savaşı’nın karanlık koridorlarında geçen sürükleyici bir kovalamacayı anlatmaz; o, tarihin en büyük insanlık trajedilerinden birinin tam ortasına vicdanın, aşkın ve cesaretin bayrağını diker.
Roman; diplomatik telgrafların, soğuk sınır kapılarının ve ölüm kokan vagonların gölgesinde, insanın insanı yok etmeye ant içtiği bir çağın anatomisidir. Yazarın başarısı, tarihi sadece arşiv tozlu raflarından çekip çıkarmasında değil, o arşivlerin arasındaki "insan" unsuruna can vermesinde yatar. Selva ile Rafael’in aşkı ne kadar kurguysa, Behiç Erkin, Necdet Kent ve Namık Kemal Yolga gibi diplomatların imzasını taşıyan o pasaportlar ve o pasaportlarla hayata tutunan canlar o kadar gerçektir.
Bu roman bize gösterir ki; devletlerin büyük siyasi hamleler, stratejik tarafsızlıklar ve güç dengeleri peşinde koştuğu savaş meydanlarında, asıl kahramanlık "tek bir insanı dahi" ölümün kucağından çekip alabilme cesaretidir. Resmî tarih kitapları kazananları ve kaybedenleri rakamlarla yazar; edebiyat ise o rakamların arkasındaki gözyaşını, korkuyu ve umudu kaydeder.
Nefes Nefese, Nazi zulmünün karanlığına karşı parlayan ay-yıldızlı bir pasaportun, sadece bir kâğıt parçasından ibaret olmadığını; yeri geldiğinde bir insanın yaşama hakkı, bir diğerinin ise insanlık onuru haline gelebileceğini anlatan zamansız bir destandır. Din, dil ve ırk barikatlarını yıkan bu hikaye, üzerinden ne kadar zaman geçerse geçsin, insanlığın ortak hafızasında hep aynı gerçeği fısıldamaya devam edecektir:
“Karanlık ne kadar koyu olursa olsun, vicdanın ışığını söndürmeye gücü yetmez.”"
"“Acaba kafasının bir köşesine itinayla yerleştirilmiş o örf ve âdet yumağından kurtulsa daha mı mutlu olurdu insan? Daha mutlu olmasa bile, daha özgür olurdu şüphesiz, aldığı terbiyenin zinciri dolanmamış olaydı bileklerine.”"
Ayşe Kulin sevenlere 5 kitap.