Mina Urgan kimdir ?
Mina Urgan (1915 - 2000), Cumhuriyet tarihinin en kendine özgü, cesur, entelektüel ve renkli bilim kadınlarından, çevirmenlerinden ve yazarlarından biridir. Kendini "dinozor" olarak tanımlasa da düşünceleriyle her daim çağının ilerisinde kalmayı başarmış efsanevi bir isimdir.
Babası, Ailesi ve Çevresi
Mina Urgan, Osmanlı’nın son dönemi ve Cumhuriyet’in ilk yıllarının en aristokrat ve entelektüel ailelerinden birine doğmuştur:
Babası: Şair ve yazar Tahsin Nahit'tir. Mina henüz üç yaşındayken babası vefat etmiştir.
Annesi: Şefika Hanım'dır. Eşinin ölümünden sonra dönemin çok ünlü yazarı, şair ve siyasetçisi Falih Rıfkı Atay ile evlenmiştir. Mina Urgan, Falih Rıfkı'nın üvey kızı olarak onun entelektüel çevresinde büyümüştür.
Çevresi: Evleri adeta bir edebiyat mahfilidir. Çocukluğu ve gençliği Yahya Kemal Beyatlı, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Ahmet Haşim gibi edebiyatımızın dev isimlerinin dizinin dibinde geçmiş, onlarla tartışarak büyümüştür. "Mina" adını ona şair Ahmet Haşim koymuştur.
Eğitimi ve Akademik Kariyeri
İlk ve Orta Öğrenim: Arnavutköy Amerikan Kız Koleji'ni bitirmiştir.
Yükseköğrenim: İstanbul Üniversitesi Fransız Filolojisi bölümünden mezun olmuştur.
Akademik Başarısı: Aynı üniversitenin İngiliz Filolojisi bölümünde doktora yapmış, "Türkiye'nin ilk İngiliz Dili ve Edebiyatı profesörlerinden biri" olmuştur. Thomas Malory, Shakespeare ve Ben Jonson üzerine dünya çapında yetkinlikte akademik çalışmalar yapmıştır.
Hayat Felsefesi
Mina Urgan’ın yaşam felsefesi "özgürlük, ilkeli duruş, az şeyle yetinme ve insan sevgisi" üzerine kuruludur:
Maddiyata Meydan Okuma: Paraya, şöhrete, lükse ve eşyaya zerre değer vermemiştir. Hayatı boyunca az eşyalı evlerde yaşamış, parasını sadece kitaplara ve seyahatlere harcamıştır.
Açık Sözlülük ve Dürüstlük: İnandığı doğruları, sol dünya görüşünü ve eleştirilerini hiçbir güce boyun eğmeden, her dönemde yüksek sesle dile getirmiştir.
Hayatının Sıra Dışı Dönemleri
Bohem Gençlik Yılları: Cumhuriyet'in ilk yıllarında İstanbul'un entelektüel ve sanat çevrelerinde, kadınların sosyal hayatta yeni yeni yer aldığı dönemde, tiyatrocular ve ressamlarla sıra dışı, özgür bir bohem hayat yaşamıştır.
Siyasi Mücadele ve Sürgün: Sol görüşleri nedeniyle akademide ve sosyal hayatta büyük baskılar görmüştür.
Türkiye İşçi Partisi (TİP) kurucuları ve üyeleri arasında yer almış, defalarca mahkemeye çıkmış, dönemin siyasi çalkantılarında dik duruşunu hiç bozmamıştır.
80 Yaşından Sonra Gelen Şöhret: Hayatı boyunca sadece akademik çevrelerce tanınırken, 83 yaşında yazdığı Bir Dinozorun Anıları kitabıyla milyonlarca satan bir halk kahramanına dönüşmesi onun hayatının en şaşırtıcı ve sıra dışı dönemidir.
Kimlerle Dostluk Kurmuştur?
Ülkenin elit bir çevresinde büyümesine rağmen, toplumun her kesiminden insanla derin bağlar kurmuştur:
Sanat Dostları: Sait Faik Abasıyanık, Sabahattin Ali, Abidin Dino, Güzin Dino, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Mavi Yolculuk'un mimarları Halikarnas Balıkçısı (Cevat Şakir) ve Azra Erhat en yakın dostlarıdır.
Ters Köşe Dostluklar: Dünya görüşü tamamen zıt olmasına rağmen Necip Fazıl Kısakürek ile gençlik yıllarında çok derin bir dostluk ve entelektüel paylaşım yaşamıştır
Eserleri
Mina Urgan sadece bir anı yazarı değil, Türkçeye dev yapıtlar kazandırmış bir edebiyat devidir:
Anı: Bir Dinozorun Anıları (1998), Bir Dinozorun Gezileri (1999)
İnceleme / Araştırma: Shakespeare ve Hamlet (1984), 5 ciltlik devasa eseri İngiliz Edebiyatı Tarihi (1986-1993), Edebiyatta Ütopya Kavramı ve Thomas More (1984)
Çeviriler: Thomas More (Utopia), Shakespeare (Troilos ile Kressida), Aldous Huxley, William Golding (Sineklerin Tanrısı) gibi dünya klasiklerini Türkçeye harika bir dille kazandırmıştır.
Cumhuriyet'in İlk Nesil Okur-Yazarları Arasındaki Yeri
Mina Urgan, Cumhuriyet ideolojisinin kadına biçtiği "çağdaş, eğitimli, üreten ve ayakları üzerinde duran kadın" profilinin en kusursuz ve en organik örneğidir.Ancak onu ilk nesil diğer aydınlardan ayıran en önemli fark, fildişi kulesine çekilmemesidir. Batı kültürünü, İngiliz ve Fransız edebiyatını çok iyi bilmesine rağmen hiçbir zaman halktan kopmamış, elitist bir tavır takınmamıştır. Cumhuriyet aydınlanmasını saraylardan veya elit salonlardan çıkarıp Bodrum balıkçılarının teknesine, meyhane masalarına, üniversite kürsülerine ve işçi eylemlerine taşıyan köprü bir figür olmuştur.
Mina Urgan ile Halide Edip Adıvar arasındaki bağ, hem ailevi ve profesyonel bir yakınlığa hem de edebiyat/akademi dünyasında kesişen yollara dayanır
Üvey Babası Falih Rıfkı Atay ile Olan Ortak Geçmiş
Mina Urgan’ın üvey babası Falih Rıfkı Atay, Kurtuluş Savaşı döneminde Halide Edip Adıvar ile çok yakın çalışmıştır. Her ikisi de Mustafa Kemal Atatürk’ün yakın çevresinde yer almış, savaşı cephede ve lojistikte bizzat tecrübe etmiş iki önemli aydındır. Bu nedenle Halide Edip, Mina Urgan'ın çocukluğundan itibaren ailece tanıdığı, evlerine girip çıkan saygın bir figürdür.
İstanbul Üniversitesi İngiliz Filolojisi'ndeki Bağ (Hoca-Asistan İlişkisi)
En güçlü ve profesyonel bağları akademik alanda kurulmuştur. Halide Edip Adıvar, Türkiye’ye döndükten sonra İstanbul Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Kürsüsü’nü kurmuş ve başkanlığını yürütmüştür.
Asistanı Oldu: Mina Urgan, bu bölüme girdiğinde Halide Edip Adıvar onun hocası olmuştur. Urgan mezun olduktan sonra da Halide Edip’in asistanı olarak akademik kariyerine başlamıştır.
Akademik Kadroyu Birlikte İnşa Ettiler: Türkiye’de İngiliz edebiyatı eğitiminin temellerini atan bu iki kadın, uzun yıllar aynı kürsüde omuz omuza çalışmıştır.
Bir Dinozorun Anıları" Kitabındaki Eleştirel ve Samimi Gözlemler
Mina Urgan kitabında, hocası ve aile dostu olan Halide Edip Adıvar’ı her zamanki sansürsüz ve dürüst üslubuyla anlatır. Onu bir "tabu" olarak görmez, hem hayran olduğu yönlerini hem de eleştirdiği taraflarını açıkça yazar:
Zor Bir Hoca ve Yönetici: Urgan, Halide Edip’in çok disiplinli, sert ve zor memnun olan bir hoca olduğunu belirtir. Kürsü başkanı olarak bazen otoriter davrandığını gizlemez.
Edebi Dehasına Saygı: Onun bir yazar ve entelektüel olarak büyüklüğünü, özellikle Kurtuluş Savaşı'ndaki cesur duruşunu (Sultanahmet Mitingi gibi) her zaman büyük bir hayranlıkla vurgular.
Maddi Konulardaki Tutumu: Mina Urgan, Halide Edip'in paraya ve maddiyata karşı biraz fazla mesafeli ve hesaplı olduğunu, kendi savurgan ve cömert yapısıyla hocasının bu tutumunun zaman zaman tezat oluşturduğunu tatlı bir dille aktarır.
Özetle Halide Edip Adıvar; Mina Urgan için çocukken hayranlıkla izlediği bir Cumhuriyet efsanesi, gençliğinde ise onu yetiştiren, akademisyen yapan ve profesörlük yolunu açan baş mentörü ve hocasıdır.
Mina Urgan’ın asırlık ömrü; aristokrat bir kökten gelip halkın kalbinde filizlenen, Batı’nın entelektüel birikimini Anadolu’nun sahici toprağıyla harmanlayan muazzam bir Cumhuriyet senfonisidir. O, fildişi kuleleri elinin tersiyle iterek hayatı sokaklarda, adalarda, işçi meydanlarında ve mavi yolculukların hür dalgalarında yaşamayı seçmiş, efsaneleşmiş bir özgürlük abidesidir.
Onun muhteşem hayatı; Halide Edip’in sert ama öğretici kürsüsünden Necip Fazıl’ın fırtınalı dostluğuna, Sait Faik’in çekingen dünyasından Sabahattin Ali’nin hüzünlü neşesine uzanan, Türk kültür tarihinin en canlı hafıza kartıdır. Maddiyata, rütbelere ve yapay şöhretlere zerre tamah etmeyen bu "asırlık çınar", 80 yaşından sonra yazdığı anılarıyla modern dünyaya "insan kalabilmenin" en duru, en neşeli ve en cesur formülünü miras bırakmıştır.
Mina Urgan; paranın esiri olmamış hür ruhu, boyun eğmeyen solcu kimliği, edebiyata adanmış ömrü ve eksilmeyen yaşama sevinciyle, bu topraklardan gelip geçmiş en güzel, en renkli ve en ölümsüz "dinozordur."
Bugün bir Türk okurunun Mina Urgan okuması, sadece edebi bir metinle buluşmak değil; modern dünyanın getirdiği karmaşadan, kimlik krizlerinden ve samimiyetsizlikten kaçıp sığınılabilecek en sahici limanlardan birine ulaşmaktır.
Alacağı Benzersiz Zevkler
"Dedikodusuz" Bir Kültür Tarihi Keyfi: Edebiyat tarihinin dev isimlerini (Sait Faik, Sabahattin Ali, Ahmet Haşim vb.) ders kitaplarındaki donuk portrelerinden çıkarıp; zaafları, neşeleri ve kırgınlıklarıyla yaşayan birer insan olarak tanıma zevkini sunar.
Akıcı ve Filtresiz Anlatım: Ağdalı, kibirli ve entelektüel görünme çabası güden dillerden yorulan okur için; Urgan’ın bir dost masasında, kahve eşliğinde konuşuyormuş gibi sunduğu o sansürsüz, duru ve esprili anlatımı müthiş bir okuma keyfi verir.
Yaşama Sevinci ve Bohem Coşku: İstanbul’un eski bohem hayatını, Bodrum’un henüz keşfedilmemiş bakir denizlerini ve parayla satın alınamayacak dostlukların sıcaklığını hissederek sanatsal ve yaşamsal bir estetik zevk alırsınız.
Alacağı Zamansız Dersler
Yaşlanmama Sanatı:
İnsanın 80 yaşında bile nasıl "genç, meraklı ve umutlu" kalabileceğini; yaşlanmanın fiziksel bir süreç olsa da ruhun hep özgür kalabileceğini kendi yaşamıyla ders gibi sunar.
Toplumdan Kopmayan Aydın Olmak: Batı kültürünü en üst düzeyde bilmesine rağmen, halka yukardan bakmayan, elitist kibirden uzak, Anadolu insanıyla ve Bodrum balıkçısıyla aynı dilde buluşabilen "sahici aydın" olmanın dersini verir.
Kısacası bugün bir Türk okuru, günümüzün gösteriş, lüks ve yalnızlık sarmalından kurtulmak, ruhunu hafifletmek ve bu topraklarda "namuslu, neşeli ve özgür" bir birey olarak nasıl yaşanabileceğini görmek için mutlaka Mina Urgan okumalıdır.
Bir Dinozor'un Anıları
Mina Urgan'ın Bir Dinozorun Anıları adlı eseri, Türk edebiyatının en çok okunan, en samimi ve en etkileyici otobiyografik yapıtlarından biridir. Mina Urgan bu eseri 80'li yaşlarındayken kaleme almış ve kendisini "zamanın gerisinde kalmış, nesli tükenmiş bir varlık" olarak gördüğü için "dinozor" olarak nitelendirmiştir.
Eserin Dili ve Üslubu
Yalın ve Akıcı Dil: Kitap, ağdalı ve sanatsal kaygılardan uzak, son derece sade, duru ve herkesin rahatça anlayabileceği bir Türkçe ile yazılmıştır.
Sohbet Havası: Mina Urgan, okuyucuyla karşılıklı oturup kahve içiyormuş gibi sıcak, samimi ve içten bir anlatım tarzı benimser.
Mizah ve İroni: Yaşamın en zorlu dönemlerini, sürgünleri ve acıları bile hafif bir mizah, özeleştiri ve tatlı bir ironiyle harmanlayarak aktarır.
Sansürsüz ve Cesur: Yazar kendisini, çevresini ve dönemin aydınlarını övmek ya da yermek yerine, tüm doğruları ve kusurları olduğu gibi, büyük bir dürüstlükle anlatır.
Anı Tarzının Edebiyatımızdaki Yeri ve Eserin Başarısı
Türk edebiyatında anı (hatırat) türü Tanzimat'tan bu yana var olsa da, genellikle ya çok mesafeli ve ciddi bir siyasi dille ya da eski günlere duyulan aşırı romantik bir özlemle yazılmıştır. Bir Dinozorun Anıları, bu kalıpları yıktığı için Türk edebiyatında çığır açmıştır.
Neden Bunca Sevilmiş ve Okunmuştur?
İnsan Odaklı Anlatım: Kitap kuru bir tarih kronolojisi sunmaz; Halide Edip, Necip Fazıl, Abidin Dino, Sait Faik ve Yahya Kemal gibi dev isimlerin bilinmeyen insani yönlerini, zaaflarını ve dostluklarını anlatır.
Samimiyet ve Sahicilik: Okuyucu, yazarın yapay bir entelektüellik arkasına saklanmamasını, hayatı tüm çıplaklığıyla ve neşeyle kucaklamasını çok sevmiştir.
Yaşama Sevinci: Kitap, her türlü imkânsızlığa ve sol görüşü nedeniyle maruz kaldığı baskılara rağmen okuyucuya umut, direnç ve müthiş bir yaşama sevinci aşılar.
Türk Okuru Bugün Bu Eseri Neden Okumalı?
Para ve Şöhret Kıskacından Kaçış:
Günümüzün tüketim çılgınlığı ve lüks tutkusu karşısında, Mina Urgan'ın "az şeyle mutlu olma" felsefesi (az eşya, çok kitap, bol seyahat) modern okura harika bir yaşam rehberi sunar.
Kültürel Bir Köprü: Kitap; Osmanlı'nın son döneminden Cumhuriyet'in kuruluşuna, çok partili hayata geçişten 1980 askeri darbesine kadar Türkiye'nin geçirdiği sosyo-kültürel evrimi bir aydının gözünden anlamamızı sağlar.Eser, sadece geçmişe ait bir hatıra defteri değil; bugün dahi nasıl "insan kalınabileceğine" dair ilham veren evrensel bir manifestodur. Kitabın yakaladığı bu büyük başarının ardından yazar, okurların yoğun isteği üzerine Bir Dinozorun Gezileri adlı devam kitabını da kaleme almıştır
Kitaptan bazı anı parçaları :
Necip Fazıl Kısakürek:
Kumar ve Ters Köşe Bir Dostluk
Mina Urgan ile Necip Fazıl, dünya görüşleri taban tabana zıt olmasına rağmen uzun yıllar çok yakın dost kalmışlardır. Urgan, onun dehasına hayran olmakla birlikte zaaflarını da açık yüreklilikle anlatır:
Paraları Kumarda Kaybetmek: Necip Fazıl bir gün Mina Urgan’ın evine gelir. Cebinde, yeni çıkardığı Ağaç dergisi için dönemin zenginlerinden topladığı yüklüce bir abonelik parası vardır. Akşam bir yere davetlidirler ancak Necip Fazıl ortadan kaybolur. Gece yarısı geri geldiğinde cebindeki tüm dergi paralarını kumarda kaybettiğini itiraf eder.
"Seni Piç Etmek İstemiyorum": Necip Fazıl o dönem solcu çevrelerle takılan Mina Urgan’a, "Seni kendi dergimde (Ağaç) yazdırmak, seni kendi tarafıma çekip solcuların gözünde piç etmek istemiyorum. Sen bağımsız kalmalısın" diyerek onun entelektüel duruşuna duyduğu sıra dışı saygıyı göstermiştir.
Sait Faik Abasıyanık: Çekingen Bir Çocuk ve Burgazada Maceraları
Mina Urgan, Sait Faik’i "yaşı büyümeyen, her an küsebilecek hassas bir çocuk" olarak tanımlar. Onunla ilgili anıları genellikle Burgazada ve İstanbul meyhanelerinde geçer:
Övgüden Kaçan Yazar: Sait Faik övülmekten nefret eden, birisi onun yazarlığından bahsedince utancından masayı terk eden biridir. Mina Urgan bir gün onunla meyhanede otururken yan masadan bir hayranı yaklaşıp Sait Faik’in hikayelerini övmeye başlar. Sait Faik o kadar rahatsız olur ki, adama ters bir cevap verip Mina Urgan’ın kolundan tuttuğu gibi mekandan kaçar. Urgan, onun edebiyat dünyasındaki yapay kibirden ne kadar tiksindiğini bu anıyla vurgular.
Balıkçılarla Sahici Dostluk: Urgan, Sait Faik’in entelektüellerle otururken sıkıldığını ama Burgazada’daki okuma yazma bilmeyen balıkçılarla saatlerce büyük bir keyifle sohbet ettiğini anlatır. Onun hikayelerindeki o muazzam insan sevgisinin kaynağını bu gözlemine bağlar.
Sabahattin Ali: Neşeli, Cömert ve Şanssız Bir Aydın
Sabahattin Ali, kitapta hüzünlü sonuna rağmen her zaman neşeli, hayat dolu ve dost canlısı bir figür olarak yer alır:
Para Harcama Çılgınlığı: Sabahattin Ali’nin eline ne zaman telif veya kitap parası geçse, parayı hemen o gün bitirmek gibi bir huyu vardır. Parayı alır almaz Mina Urgan’ı ve arkadaşlarını İstanbul’un en lüks lokantalarına götürür, herkese pahalı hediyeler alır ve ertesi güne beş kuruşsuz kalırdı. Urgan onun bu hesapsız cömertliğini çok saf ve sevgi dolu bulduğunu belirtir.
Gözlük Macerası: Sabahattin Ali çok ağır bir gözlük kullanmaktadır. Bir gün arkadaş grubuyla şakalaşırken gözlüğü düşer ve kırılır. Gözlüğü olmadan neredeyse hiçbir şeyi göremeyen Sabahattin Ali, o gün arkadaşlarına komik durumlara düşerek rehberlik ettirir. Urgan bu anıyı anlatırken, onun hayatın her zorluğuyla dalga geçebilen iyimser yapısını över.
Sonuç olarak:
Bir Dinozorun Anıları, sadece geçmişe fırlatılmış bir anı seli değil; zamanın aşındıramadığı, aksine her geçen gün değerini artıran muazzam bir yaşam manifestosudur. Mina Urgan’ın bir asra yaklaşan ömründen süzüp bizlere sunduğu bu eser, Türk edebiyatının fildişi kulelerinden inerek halkla kucaklaştığı, entelektüel derinliğin samimiyetle taçlandığı müstesna bir zirvedir.
Onun büyüklüğü; devrin siyasi çalkantılarını, edebiyat dünyasının ikonik isimlerini ve kendi hayatının en sarsıcı virajlarını hiçbir maskeye, sansüre veya kibre sığınmadan, adeta bir dost sohbeti yalınlığıyla anlatabilmesinde gizlidir. Kalıcılığı ise; paranın, şöhretin ve tüketim çılgınlığının esiri olmuş modern insana, "az şeyle çok mutlu olabilmenin", ilkeli duruşun ve her şeye rağmen içimizde büyütebileceğimiz o hesapsız yaşama sevincinin zamansız reçetesini sunmasından gelir.
Nesli tükenmiş bir "dinozorun" bu içten çığlığı, kalıplara sığmayı reddeden özgür ruhuyla, dün olduğu gibi bugün de yarın da insanca yaşamak isteyen her kuşağın yolunu aydınlatmaya devam edecektir.
"Ben tarafsız değilim. Açık seçik taraf tutuyorum. Yobazlığa karşıyım, ırkçılığa karşıyım, gericiliğe karşıyım. İnsanların sömürülmesine ve savaşa karşıyım. Sosyalizmden, sevgiden, kardeşlikten, aydınlıktan yanayım."
Mina Urgan sevenlere 5 kitap.