21 Kasım 1960 Yozgat doğumlu yazar, Ege Üniversitesi felsefe bölümünde uzun yıllar hocalık
yapmıştır.
.
.
1995’te ilk romanı Puslu Kıtalar Atlası’nı yayımlayan İhsan Oktay, tarih-mitoloji-dinler tarihi
ve edebiyatın iç içe geçtiği yoğun katmanlı bir anlatım sunmuştur.
Hemen ardından Kitab-ül Hiyel 1996’da, Efrasiyab’ın Hikayeleri’ni ise 1998’de okuyucularla
buluşturmuştur. Uzun bir aranın ardından 2005’te Amat, iki yıl sonra ise ilk romanındaki gibi yine 17.
yüzyıl İstanbul’unda mevlevi musikişinaslar arasında geçen Suskunlar romanına 2007’de
yayımlamıştır. 2012’de Yedinci Gün, 2014’te Galîz Kahraman romanları yayımlandıktan sonra ise
2022’de son romanı Tiamat kitap raflarındaki yerini almıştır.
.
.
Yazar genel anlamda eserlerinde iyi ile kötünün, insanla şeytanın ezeli ve ebedi hikayesini anlatır.
İhsan Oktay Anar 1991 yılında Puslu Kıtalar Atlası’ndan dört yıl önce Tamu isimli bir roman kaleme
almıştır fakat bu roman hiçbir yayım evinden yayınlanmamıştır. Sonra kendisi de bu romanı
yayınlamaktan vazgeçer.
Aslında onun eserlerinde esas yapmaya çalıştığı “Bu düş mü gerçek mi?” sorusunu ortaya koyarak
gerek antolojik gerek felsefi düzlemde akıllara bazı soru işaretleri getirmektir. Eserleri biz okuyuculara
şunu anlatır: “son kertede gerçek rüyadır, rüya gerçektir, aslolan görmektir.” Yazısına düşündüğü o ilk
nokta bizlerin gözünü açmıştır.
Raviyan-i Ahbar
.
17.yüzyıl İstabul’unda geçen hikayede Bünyamin’in Lağımcı Ocağına girmesinin ardından babası Uzun İhsan Efendi Puslu Kıtalar Atlası’nı ona verir. Benim göremediklerimi git sen gör, der. Böylece eşsiz bir serüven başlar.
.
.
Atlas yolculuk boyunca Bünyamin‘e eşlik eder yolda - acılar - savaşlar, kehanetler, bilmeceler … türlü olayla karşılaşır. Gerçekle - gerçekdışılığın iç içe geçtiği bir eserdir. Post - modern birçok tekniğin kullanıldığı görülür. Özellikle metinlerarasılık çok yoğun şekilde kullanılır ve birçok esere gönderme yapılır. Eserde geçen Aglaya Dostoyeski Budala’ya - Descartes-> Rendekar’a, Ali Baz ise Şeh-name’ye birer göndermedir.
Eserin temeli ise bir parodi üzerine inşa edilmiştir. Descartes’in Cogito “Düşünüyorum öyleyse varım” felsefesinin parodisi yapılır. Yine Descartes’in “Metot Üzerine Düşünceler”i adlı eserini kitapta “Zagor Üzerine Öttürme” adıyla bir kitap ismi olarak görüyoruz.
.
.
Tüm bunların yanında akıcı dil ve tarihî atmosfer de bir araya gelince enfes bir eser ortaya çıkmış oluyor. Tarih ve felsefenin birlikteliği okuyucuya paha biçilmez bir evren vadediyor.
"Benim göremediklerimi gör."